Bir araştırma şirketinin (İPSOS) açıkladığı anket sonuçlarına göre Türkiye, Dünyada vatandaşları mutlu olan 3ncü Ülke olarak açıklanmış. İlk iki sırada Endonezya ve Hindistan varmış ve biz 3ncü olarak pek çok zengin ve gelişmiş Ülkenin önünde yer alıyormuşuz.
Böyle bir sonuca sevinmemek olası mı?
Ancak benim kafamı kurcalayan bazı şeyler var.
Biz halâ Dünya’nın ekonomisi en gelişmiş ilk 10 Ülkesi arasında yer alamıyorken, üstüne üstlük gelir dağılımı problemini çözememişken, nasıl oluyor da bu Ülke’nin vatandaşları kendilerini Dünya’nın en mutlu 3ncü Ülkesi konumunda hissediyorlar? Yoksa dilimize yerleşmiş ‘’Parayla saadet olmaz’’ cümlesinde ifade edilen anlayış gerçekten bizim vatandaşlarımızın çoğunluğu tarafından benimsenmiş midir? Doğrusu ben bu anlayışın ya çaresizlik içindekilerin avuntusu olduğunu ya da kurnazlıkla zenginliği yakalamışların diğerlerini uyutma politikaları gereği pompaladıkları bir uydurmaca olduğunu düşünmekteyim. (Kanaatime göre % 1 lik zenginlik dilimine girenlerin büyük çoğunluğu hak edilmiş zenginliklerin sahibi değildir)
Ayrıca; Dünya’da bizden önceki ilk 2 sırayı alan Ülkelerde de bizdekine benzer durumlar yaşanıyorken, acaba anketler mi doğru yapılmıyor, veya mutluluğun tarifi mi farklı algılanıyor? Yapılan bilimsel bir araştırma’nın çarpıcı sonucuna bakalım:
Yeni Ekvator vakfı (New economics foundation) tarafından 2006 yılında yapılan araştırmaya göre, Dünya’nın en mutlu Ülkesi Vanuatu (Güney pasifikte volkanik bir ada devleti) olarak belirlenmiş.
Vakfın yaptığı ankette sorulan sorular, yaşam beklentisi, genel hoşnutluluk ve insanların çevreleriyle ilişkileri üzerineydi. Anket sonuçlarına göre, zengin ve endüstrileşmiş Ülkelerin mutluluk faktörü bakımından, Vanuatu’yu bir hayli geriden takip ettikleri ortaya çıkmış.
Acaba kendini fakir ama mutlu hissetmek için, bilgisiz ya’da habersiz yaşamak mı gerekiyor?
Hal böyle ise; mutlu olabilmek için modern yaşam biçiminden uzak kalmak gerekebilir.
Peki bu ne kadar gerçekçidir ve ne kadar olasıdır? Marjinal (Uçta) örnekleri saymazsak hiç olası değildir. Zira sürmekte olan modern yaşam biçiminden çok farklı tercihlere sahip olmanız için, sizin gerçekten farklı olmanız ve bunun bedelini bencil bir tüketici olmadan ödemeniz gerekir.
O halde; sıradan sade bir vatandaş olarak kendini mutlu hissetmek için; kimseye muhtaç olmadan kendine yeterli olacak kadar gelir sahibi olmak, aşırı tüketimin esiri olmamak, fazla bencil olmamak vb. gibi bir takım vasıfları taşımak, öncelikli şartlar olsa gerekir.
Bütün bu düşüncelerin varlığında, insan oğlunun fazla da talepkar olmaması, kendisine sunulanla yetinmesi gibi zorunluluklar da ortaya çıkıyor. Aksi taktirde çatışmacı bir kimliğe bürünmesi ve kendi haklarının yeteri kadar başkaları tarafından gözetilmediğini düşünerek itiraz etmesi ve mücadeleye girişmesi gerekiyor.
Bu anlamda yaşadığımız zaman diliminde akla gelen ilk çatışma, kapitalizmin kabesi A,B.D. New York’taki wall street direnişidir. Sloganları ise ‘’Biz %99 uz, neden %1 in çıkarlarına uygun bir ekonomik düzeni kabul ediyoruz’’
İşte böyle aykırı düşüncelere sahip olursanız, aynen oradaki direnişçiler gibi toplumun büyük kesimi tarafından dışlanırsınız. Daha da ötesi, size uçuk kaçık, sistem dışı insan muamelesi yapılır. Ne yazık ki sizinle aynı %99 luk çoğunluk kesimden, asla destek bulamazsınız.
Peki, bu anlamsız durum neden bu kadar kolay ortaya çıkıyor?
İşte böylesi sorgulamalara başlar ve düşünce geliştirirseniz, siz giderek toplum dışı kalır ve yalnızlaşırsınız.
Demek ki mutluluğun olmazsa olmaz birinci koşulu, öyle ekonomik düzen değişikliği filan gibi taleplerden uzak durmanız, daha da iyisi aklınıza bile getirmemenizdir.
Eğer illa ben de % 1 de yer alacağım diyorsanız, sizi tutan mı var. Fırsatlar Ülkesi’nde şansınızı deneyebilirsiniz.