O’nun telefonlarını hep özlüyorum….
Telefonla da olsa anımsanmak, çok güzel bir şey!
Hiç beklemediğiniz anda, sımsıcak bir ses;
‘Merhaba Adnan, diyor. Ne var ne yok?’
Ne bir istek, ne bir çıkar kokan bir dilek, ne bir angarya sezdirisi…
Hiç biri yok.
Yaşadığımız dünya koşullarından uzakta, dostluğu, arkadaşlığı, kısaca insanlığı duyuran bir nefes:
‘Merhaba Adnan!’
Çok değişen koşullarda yaşıyoruz. İş, aş derken, dünya telaşı içinde güzel şeyleri ihmal ediyoruz…
Bir dostun gönül kapısını hiç olmazsa bir telefonla aralamak…
Ortak acıları, günlük kaygıları, çekişmeleri, hoşgörü ile karşılayan bir söylemle, dostça arkalarda bırakan sözcükler…
Dedelikten, torunlardan, anneanne fedakârlıklarından…
Sızlayan dizlerden, kıpırdayan böbrek taşlarından…
Yeni yayınlanan kitaplara değin uzanan, iğreti olmayan bir insanca söyleşi…
Biliyorum, telefon telleri bile yadırgıyordur bu çağda…
Sık sık birlikte olmak isteyen, ama koşulların buna elvermeyeceğini bilen, iki arkadaşın, gerçek iki dostun özlem gidermesi bu…
Yine biliyorum, O’nun aradığı yalnızca ben değilim. Verdiği haberlerden anlıyorum arkadaşlık zincirinin uzunluğunu!
Ben de arıyorum onu zamansız, çat kapı örneği…
Her seferinde mahcubiyetini hissediyorum arkada kaldığı için, benden önce davranmadığı için…
Mutlu kılıyor beni O’nun gibi olmak…
Dünyası engin, gönlü zengin, örnek aile babası gerçek Atatürkçü, mükemmel yurttaş Semih Onat, bir yıl önce seni yüce toprağa emanet ettiğimizden beri de telefonlarını çok özlüyorum…