Ramazan aylarını hep sevmişimdir.Hep birlikte gece sahura kalkıp sonra bütün gün aç kaldıktan sonra, o kutsal sesle, sofraya çağrıyla beraber herkesin tekrar masaya dizilip orucunu açması bana hep ayrı bir haz vermiştir.Çünkübilirimki;birlik ve beraberliğin,yardımlaşmanın çok arttığı bu ayda herkesin sofrasında ,az çok birşeyler olur ve aç denildiği zaman , hemen herkesin karnı doyar .Zengin de fakir de, aynı uzun açlık süresine boyun eğer.Kimseye torpil yapılmaz,bakanı da işçisi de aynı sesi bekler orucunu açmak için.Bir küçücük farkla;kurulan sofralar...
Kimi aldığı iftariyelik yardımlarla masasında mütevazi bir Ramazan Şenliği yaşarken,kimi de sanki bütün sene hiçbir şey yememiş gibi masasına ne koyacağını şaşırır.En çok şaşırdığımız bir diğer husus yemeğe çağırdığımız misafirlerimizdir bir de.Nedense hep, hiç ihtiyacı olmayan mükellef sofralardan hiç de uzak olmayan kişilere kurarız bir çoğumuz sofralarımızı.Amaen çok unuttuğumuz ‘ az yemek’tir.Dini ritüeller ve ifadeler iftarda masadan çok fazla doymadan kalkılmasını önersede,ramazanın tokluk değil açlık ayı olduğunu bilsek de, hep midelerimiz fesada uğramış şekilde kalkılır masalardan.Gözümüz dönüp o kadar çok çeşit hazırlamışızdır ki,hepsinden azıcık alan fil bile masadan fazlasıyla doymuş kalkabilecek kıvamdadır...
Halbuki oruç döneminde mutlak açlık ve susuzluk vücudu zaten fazlasıyla etkilemektedir.Özellikle uzun süren açlık sonrası kas ve yağ depolarımızdan gerçekleşecek kayıplara karşıvüzcudu koruma amaçlı olarak metabolizmamız yavaşlamıştır.Dolayısıyla iftar ya da sahurda hemen her şeyin tadına bakmak ramazanda bize çeşitli rahatsızlıklar ve kilo alımı şeklinde geri dönmektedir. Yavaşlayan metabolizmamız bütün o yediklerimizi eritecek durumda değildir...
Günümüzün modern tıbbı, bunun ne kadar önemli olduğunu, yapılan pek çok araştırma ile gözler önüne sermiştir. Yani ramazan çok beslenme ayı değil, az beslenme ayıdır. ..