Boğaz turu yapmak için en rahat ve ekonomik seçenek kesinlikle şehir hatları vapurlarıdır. Başlangıç iskelesi Eminönü’ndedir.İDO tarafından düzenlenen bu turlar Kısa Boğaz Turu , Uzun Boğaz turu yanı sıra Mehtap Gezisi adı altında 3 farklı konsept ile Boğaz Turizmine hizmet vermektedir.Bunun yanı sıra daha ufak özel teknelerle yapılan turlar vardır ama mümkünse bunlardan uzak durun. Hem fazla gürültülü hem de büyük bir karmaşa olacaktır geziniz. Yazın turist grupları ile ağzına kadar dolu olduğu için benim size tavsiyem turistlerin yavaş yavaş çekilmeye başladığı Eylül,Ekim ve Kasım ayları tur için en ideal zamanlardır.
Yaz aylarında boğazın rengi olan erguvanlar eşliğinde o yemyeşil yaprakların binbir tonunun saçıldığı korular, sahillerdeki rengârenk tarihî yalılar, denizin iyot kokusu burnumuza çarparken İstanbul’da yapılacak en keyifli turlardan biri Boğaz turu.

Eminönü’nden hareket eden vapurumuz sıra ile boğazın iki kenarına yerleşmiş birbirinden güzel semtlerin ufak iskelelerine uğrayacak. Ağır ağır Galata Köprüsü’nü arkamızda bırakarak birinci köprüye doğru ilerliyoruz Sol yanımızda İstanbul’un en eski ticari kolonileri olan Cenevizlilerin yerleşimi Galata ve kulesi, onun eteklerine doğru uzanan Karaköy rıhtımı, sağ yanımızda ise dünyanın en güzel manzaralarından biri olan; sırasıyla Sarayburnu’nun yeşillikleri üzerinde uzanan Topkapı sarayının binaları, Ayasofya ve Sultanahmet Camisi’nin eşsiz 6 minaresi var. Vapurumuz sola doğru dümen kırdığında Kız Kulesi’ni göreceğiz. Kız Kulesi hakkında bilinen en yaygın efsane,aşka yasaklı güzel rahibe Leandros ile sevgilisi Hero’nun kulede buluştuğu ve fırtınalı bir gecede sevgilisine ulaşmak istiyen zavallı Hero’nun Kız Kulesi’ne doğru yüzerken çıkan fırtınada dalgalar arasında boğulduğu trajik hikâyedir. Üsküdar kıyılarından ilerleyerek Boğaziçi Köprüsü’nün iki ayağına kurulmuş İstanbul’un iki güzel semtini göreceğiz. Asya tarafında, Abdülaziz döneminde yapılmış ve Sultan II. Abdülhamid’in son altı yılını yaşadığı, hayata gözlerini yumduğu Beylerbeyi Sarayı karşılarken, Avrupa tarafında Ortaköy ve zarif görünümlü İstanbul camilerinden biri olan Ortaköy Camisi yer almakta.Rıhtımdan sonra sırası ile Nusretiye Camisi (1826) gümrük binalarının hemen ardından Dolmabahçe Camisi ve son dönem Osmanlı saraylarından Dolmabahçe Sarayı, bugün dünyanın en ünlü otellerinden olan Çırağan Sarayı binaları, Galatasaray Üniversitesi, İstanbul’un en eski liselerinden olan Kabataş Erkek Lisesi ve Abdülaziz’in bazı tarihçilere göre bileklerini makasla keserek intihar ettiği Feriye Sarayı’nın binaları yer alır.Beşiktaş ile Ortaköy arasındaki ağaçlı yol ve Yıldız Korusu en zevkli yürüyüş yollarından biridir. Bu yolun sonunda ise pazar günlerinin vazgeçilmez duraklarından olan küçük takı tezgâhları, kahveleri ve kumpircileri ile dolu Ortaköy meydanına ulaşılır.Üsküdar’dan devam ederken sağ yanımızda pek çok TV dizisine platoluk yapan küçük sevimli Kuzguncuk var. Türk milletinin hoşgörüsünün ve bütün dinlerin birliğini görebileceğiniz bir semttir burası..Üsküdar’dan Kadıköy’e uzanan ve Kız Kulesi’ne kadar devam eden yol ise Salacak’tır. Ve gün batımında yürüyüş yapmak için son derece zevkli bir yoldur.

Biz vapurumuz ile deniz yolundan devam edelim. Ortaköy’den sonra sahil yoluna uzanmış boğaz mahalleleri Kuruçeşme’yi, doğduğum ve çocukluk dönemimi geçirdiğim Arnavutköy’ü ve sonrasında Bebek’i göreceğiz. Artık yavaş yavaş boğazın muhteşem ahşap malikâneleri gözlerimizin önüne seriliyor. Bu binalar dünyanın en pahalı emlâkleri arasındadır. Hem tarihî değerleri vardır, hem de işçilikleri birer sanat eseridir. Bu sırada yalıların yanısıra bir süre güzel kafe balık restoranı bulunuyor. Özellikle de Bebek’te meşhur badem ezmecisi, boğazda özel yapılan dondurma ve waffle yiyebilirsiniz. Boğazın Avrupa tarafı daha hareketli, küçük dükkânlar, gece kulüpleri, eğlence yerleri ve restoranlar ile cıvıl cıvılken, Anadolu tarafı daha kendi halinde, sakin ve Türk mahallelerinin eski bozulmamış kendi havasındadır. Hareketi ve eğlenceyi batıda bulurken doğu tarafı size huzurlu bir atmosfer sunar. Doğuda Beylerbeyi’ni geçtikten sonra Çengelköy gelir. Lezzetine doyulamayan, bugün yalnız adı kalan salatalığı ile tanınan semtte Çınaraltı meydanında çay içmek, tepelerinden boğazı seyretmek pek çok şaire ve yazara ilham vermiştir. Çengelköy’ü hemen geçince bütün görkemiyle, Atatürk’ün de okumuş olduğu Kuleli Askeri Lisesi gelir; yolumuza devam ediyoruz.
Artık yavaş yavaş ikinci boğaz köprüsüne doğru geldik; karşılıklı iki hisar inşa edilmiş buraya. Rumeli Hisarı ve ona kıyasla daha küçük olan Anadolu Hisarı. 4 ay gibi kısa bir sürede İstanbul’un fethinden hemen önce inşa edilen Rumeli Hisarı boğazın en dar yerinde ve son derece stratejik bir noktadadır. Bugün pek çok konsere ve organizasyona ev sahipliği yapan Hisar’ın hemen arkasında ise Boğaziçi Üniversitesi uzanmaktadır. Tam karşısındaki Anadolu Hisarı ise 1394 yılında Göksu deresinin döküldüğü yere boğaz geçişlerini kontrol etmek için İstanbul’u ilk kuşatan Sultan II. Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Daha küçük ve mütevazı görünümlü olan kalenin bulunduğu semt aynı adla anılmaktadır. Buradaki semtlerin hepsi tek başına birer yazı konusu ama öncelikle genel görünümünden bir tad almak için vapurumuzun penceresinden çayımızı yudumlayarak seyrediyoruz İstanbul’un bütün yüzyıllarına ev sahipliği yapan martıların eşliğinde.


Püfür püfür esen rüzgârla gezimize devam ediyoruz. Artık karşılıklı olarak Sarıyer ve Beykoz ilçelerinin kıyılarındayız. Sağ tarafımızda şehrimizin yoğurt ile özdeşleşen semti Kanlıca iskelesini geçtikten sonra Boğazın kuzeyine doğru Çubuklu adlı bir inci semt daha vardır. Eski İstanbul halkının yaz akşamları bülbül dinlemeye geldiği Çubuklu, birbirinden ince işçilikli sanat eseri niteliğindeki köşklerle doluydu. Maalesef bunlar orijinal şekilde günümüze ulaşamamışlardır. Osmanlı cam işçiliğinin en güzel örneği olan çeşmibülbüller de Çubukluda Çeşmibülbül çeşmesi yakınındaki bir imalathanede yapılmaya başlanmıştır.
Çubuklunun üstünde ,kulesi ile her yerden görünen Hidiv kasrı bulunuyor. Abbas Hilmi Paşa tarafından II. Abdülhamit zamanında yaptırılmıştır. Anadolu kıyılarından Avrupa tarafına doğru baktığımızda Emirgân’ı göreceğiz. “Boğazda bir çay içmeye gidelim” denilince ilk olarak akıllara gelen çınar gölgesi Emirgân’ dadır kuşkusuz. İskelenin hemen yanı başında 1781 tarihli Emirgan camisi ve 1783 tarihli çeşmesi bulunmaktadır.

Artık yavaş yavaş Karadeniz’e doğru yaklaşıyoruz. Boğazın en geniş ve içe doğru derinleşmiş limanı İstinye. Bu sebeple İstinye koyu irili ufaklı teknelerle yatlarla doludur her zaman. Yeni denizden çekilmiş balık kokusu, teknelerin salınması, burnunuza iyot ve tuzun yakıcılığıyla birlikte gelir. Bir akşam vakti İstinye’de bu şehirde doğduğunuz veya olduğunuz için şükredersiniz. İstanbul boğazını gezmek bir ömre bedeldir.
Tekrar karşı kıyıdayız. Beykoz’a doğru Paşabahçe’den geçeceğiz. Osmanlı döneminden kalma 300 yıllık depolar bugün restoran olarak kullanılmakta. Ama kesinlikle Paşabahçe denince akla şişe cam fabrikası ve Türk cam sanatının en incelikli kristalleri, opalleri, çeşmibülbülleri geliyor.

Ve Beykoz kıyılarındayız. Her zaman su sorunu yaşamış İstanbul’un, çeşmeleri, su yolları ile derdine deva olmuş Beykoz.. Beykoz’un çayırları, mesire yerleri, paçası, sularından çıkan kılıç balıkları yüzyıllarca dillere destan olmuştur. Beykoz tepelerinde Hz Yuşa’nın türbesi de en az Beykoz kadar tanınır. Tam karşı kıyıya doğru baktığınızda ise Sarıyer sırtlarında Tellibaba türbesi yer alır. Özellikle evlenmek isteyen çeşitli yaştaki hanımların sene boyunca dua ve adak yeridir. Sarıyer’den bugün de İstanbul’a plaj olarak hizmet veren Altınkum, Kilyos gibi sahil bölgelerine ulaşılır ve tabii böreği meşhurdur.

Artık Karadeniz’e doğru açılma zamanı. İki yakada da son duraklarımız Kavaklar olacak. Anadolu Kavağında 1834 yapımlı bir deniz feneri bulunur. İki tane kalesi vardır Stratejik önemi nedeni ile boğazın tam girişindedir ve askerî önem taşımaktadır. Tepede bulunan kale Yoros kalesidir.Yonca plânlı kaleden Karadeniz ile Boğazın birleşmesini izlemeye doyum olmaz. İkinci kale ise Riva kalesidir ve Yoros kalesinin güvenliği için inşa edildiği bilinmektedir. Geldik son durağımıza, yani Rumeli Kavağı ve Fenerine. İstanbul’un balık keyfi diyebiliriz buraya; hafta sonları kalabalığından ötürü hafta içi gitmenizi tavsiye ederim. Pek çok ufak balıkçı köyü vardır etrafında. Ve şehir yaşantısından kaçıp bir hayli farklı tatlar bulabilirsiniz.
Artık Boğaz turumuzu bitirdik ve geri dönme zamanı. Her yıl on binlerce insanı şarkısıyla kendine doğru çekip aşık eden İstanbul Boğazı. Her baktığımda bana “bu şehri gerçekten çok seviyorum” dedirtiyor.
Üstüne yazılan sayısız kitabın, şiirin, şarkının yanı sıra sizleri Boğaza çağırıyorum…
İyi geziler!
Mehmet Bilgin