Ana Sayfaya Dön
Trabzon Sümela Manastırı

Trabzon Sümela Manastırı

Hepinizin malumudur Karadeniz’in yeşilin en yeşiline, mavinin en temizine sahip olduğu. Girişte kucaklar sizi deniz, yeşiller ilerleyen zamanda sizi istesenizde bırakmaz. Uyku gözlerinizden aksa dahi , o dakikalarda o manzarayı kaçırmamak için gözler isyandadır kapanmamak konusunda.

İlerilere gittikçe istesenizde uyuyamazsınız zaten.  Eğer fotoğraf makineniz varsa ve yanınızdaysa çıkartırsınız hemen. Ama yetişemezsiniz o güzellikleri  çekmeye. Deklanşör isyan eder adeta bu kadar da olmaz diye. Bir zaman sonra zaten sizde pes edersiniz . Ve akıp gidersiniz çağlayan şelalelerle.

Bir başkadır işte Karadeniz. İnsanı da almıştır doğasından güzelliğini... Yoksa doğa güzelliğini o güzel insanlardan almış mı demeli ?

Oraya gidip gördükten sonra yalan gelir reklamlarda çıkan beş yıldızlı otel reklamları, sözüm ona kumsallar, akar sular.  Bir rüyadan uyanmak mı, yoksa bir rüyaya dalmak mı bilinmez, farklı bir ruh haldir orda olmak.

Benim anlatacağım bunların çok dışında ama. Çok yükseklerinde, çok tepelerde. Oldukça eskilerden kalma bir tarihte, hala izleri güneşle birlikte raksetmekte.

Sümela Manastırı...

Çıkarken çam ağaçları yol arkadaşınız oluyor adeta, aldığınız temiz dağ havasıyla soluğunuz kesilir gibi olsa da yorgunluk basmaz hiç bedeninize. Tam aksine bir o kadar daha yürüyebilecekmişsiniz gibi gelir o an için. Ve en güzel tarafı siz çıkarken, sırtında kocaman çantalarıyla bir turist kafilesi iniyordur güle oynaya.

Sizde benim kadar deli doluysanız yabancı dil bilmemenize rağmen durdurup az buçuk konuşursunuz belki  ‘ yukarısı nasıl, çıkmaya devam edelim mi’ diye. Ve onlar gayet memnun, siz ilk kez mi geliyorsunuz derler  size. Biz ta Rusya’dan, Amerika’dan burayı görmek için geldik. Siz burda yaşamanıza rağmen ilk kez mi geliyorsunuz?... Düşünürsünüz bir süre.  ...Ve itiraf etmeliyim o anda ingilizce bilmediğiniz için sevinirsiniz  , çünkü bilseniz bile göstereceğiniz sebepler size bile inandırıcı gelmez.

Herşeye rağmen zirveye ulaşmanın mutluluğu paha biçilemez.  Aklınızdan binlerce şey geçer. Mesela dönemin gerektirdiği bir mecburiyette olsa kutsal bir dinin evi, nasıl bu kadar uzaklarda olabilir? Ve de en önemlisi, biz elimizdeki bütün imkanlara rağmen bu kadar yorulurken, o dönemin insanları, ibadethane olarak orayı nasıl bu kadar güzel kullanabilmişler? Sütunlar o kadar yüksek ve uhrevi ki gözünüz ister istemez  gökyüzünde kalakalır.  Özür mü dileseniz, gururlansanız mı ne kadar karışıktır o ruh hali.

Bazı yerleri görmek insanı kendinden adım adım uzaklaştırıp, koşar adım yaklaştırıyor. Kendinizden uzaklaşıyorsunuz çünkü, gittikçe tembelleşen ruhunuzun farkına varıyorsunuz. Koşar adım yaklaşıyorsunuz çünkü o an orda olmak ve oranın varlığını bir şekilde birilerine anlatmak iyi geliyor utancınızı kapatmak adına.

Sümela Manastırı... İmkanınız varsa eğer bir tatili yada kendinizi bulmak istediğiniz bir dönemi  seve seve geçirebileceğiniz bir yer...

 

 

Yorum Ekle

Haber Yorumları ( 0 )

Bu Habere Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?